Son zamanlarda sosyal medyada, televizyonlarda, hatta sokak panolarında bile aynı manzarayla karşılaşıyoruz: “Halk Gününe Özel Büyük İndirim!”
Renkli afişler, parlak etiketler, abartılı sloganlar… Hepsi birer aldatıcı cazibe. Ama o afişlerin ardında saklanan gerçek, her geçen gün biraz daha görünür hale geliyor: İndirim var dedikleri şey, aslında yok.
Bir ürünün “büyük indirimle” satıldığını duyuyorsunuz. Gidip fiyatına bakıyorsunuz, geçen haftayla aynı. Geçen hafta indirimde olan patlıcan 20 TL, bu hafta “normal fiyatıyla” yine 20 TL. Elma 55 TL’ydi, hâlâ 55 TL. Hani indirim? Hani halk günü?
Demek ki artık indirim, sadece tabelada; gerçekte değil.
Market rafları, fiyat etiketlerinden çok reklam diliyle dolu. Her şey “özel fırsat”, “şimdi alın”, “kaçırmayın” diye bağırıyor ama kasaya geldiğinizde cüzdanınız aynı ağırlıkta kalmıyor. Çünkü indirim yok, ilüzyon var.
Bir ürün önce sessizce zamlanıyor, sonra bir hafta sonra “büyük indirimle” eski fiyatına dönüyor. Biz de bu fiyat oyununa alkış tutan seyirciler gibi bakıyoruz; farkındayız ama çaresiziz.
Artık her şey “indirimde” ama gerçek ucuzluk hiçbir yerde yok. Marketler adeta yarış halinde: Kim daha çok “indirim yapıyormuş” gibi görünürse, o kazanıyor. Oysa ortada bir kazanan yok. Ne üretici mutlu, ne tüketici.
Sadece “etiket değiştiriciler” mesaisine devam ediyor.
Belki de en trajik olanı şu: Gerçek indirimle tanışmayı unuttuk. Artık “ucuz” kelimesi bile pahalı geliyor kulağa. Çünkü bu ekonomik tablo içinde, indirim artık bir fiyat değil; bir illüzyon sanatı.
Resul AKA / MiDYATHABER

WHATSAPP İHBAR